Kalemini Çamura Batır (ma ) mak......

O bizimle uğraşsa bile biz onunla kolay kolay uğraşmayacağız. Çünkü eşref-mahlûk için en büyük cezanın yok saymak olduğuna inanıyoruz.

01-01-1970



Üç gün evvel, akşam vakti telefonumuz çaldı. Bizi arayan telefonun ucundaki ses tanıdıktı ve bizi yöresel gazete temsilcisi sıfatıyla İstanbul’un Trabzonluların yoğun olarak yaşadığı bir ilçesindeki hemşehri derneğine kahvaltıya davet ediyordu. Kahvaltıda o ilçenin yerel medyasıyla Karadeniz yerel medyası olacaktı.

Böyle davetleri her zaman almıyorduk, dolayısıyla “ilk kez İstanbul’daki sivil toplum kuruluşlarımız medyanın dertlerini dinleyecek” diye sevine sevine daveti kabul ettik ve sabah yollara düştük gittik. Gerçekten de bize söylendiği gibi hem Karadeniz medyasının hem de o ilçenin yerel medyasının mensupları oradaydı. Yalnız ilçenin üst düzey bir kamu görevlisinin de geleceğinden haberimiz yoktu. Toplantının ilerleyen dakikalarında öğrendiğimize göre sabah erkenden davet edilmiş, o da bu kuymak ziyafetini kaçırmak istememiş. Zaten Trabzonluları pek severmiş…

Bir de baktık ki, protokol ve nezaket icabı ilk (aynı zamanda son) söz kendisine verilen sayın kamu görevlisi hepimizden dertli… Bölgede faaliyet gösteren yerel medyanın yaptığı haberciliği hiç beğenmediğini, onların yüzünden rahat çalışamadıklarını söyleyerek söze başlayan sayın kamu görevlisi, çok geçmeden geçmişte görev yaptığı bölgelerle ilgili anı, gözlem ve tespitlerine daldı ve toplantı bitene kadar da çıkamadı. Yaklaşık iki saatlik süre zarfında canım ülkemizde son derece verimli ve faydalı bir ufuk turu yaptık, idealizmin doruklarında dolaştık, memleketin en önemli sorunu hakkında fikir alışverişinde bulunduk. Ciddi manada istifade ettiğimi söyleyebilirim. Gerçi biz oraya başka bir amaç için davet edilmiştik galiba ama olsun, zararı yoktu. Bir sürü bilgi edinmiş, üstüne üstlük mükellef bir kahvaltıyla da adam akıllı karnımızı doyurmuştuk. Bundan iyisi, Şam’da kayısıydı…

Bu aslında bir yol kazasıydı ve kimsenin suçu yoktu. Toplantıyı organize edenlerden biri, sabah yatağından kalktıktan sonra aklına eseni yapmış, toplantının daha bir üst düzeyde geçmesi için –söz konusu görevlinin kendi ifadesiyle- herhangi bir kamu görevlisi olmayan üst düzey yetkiliyi davet etmiş, o da gelmiş ve çok sevdiği Trabzonluları engin bilgi ve deneyimleriyle aydınlatmadan kendini alamamıştı.

Ancak… Toplantıdan birkaç saat sonra kulağımıza -tamamen bir rastlantı sonucu- gelen cümle fena halde keyfimizi kaçırdı. Kulağımıza gelen dediysek bir aracı vasıtasıyla değil, bizzat cümlenin sahibinin ağzından duyduk. Gazeteciler olarak, toplantıda yeyip içtiğimizle yetinmemiz gerektiğini söylüyordu o sesin sahibi, bizim duyduğumuzdan habersiz olarak.

Ne diyeceğimi, ne düşüneceğimi bilemedim. Bu nasıl bir kahvaltıydı da biz farkında olamamıştık acaba? Hem olsa ne olacaktı, ailemle yapacağım en mütevazi kahvaltıya senin kuş sütü kuru üzümünü değişir miydim? Bunlar ayrıntı tabiî, önemli olan sözün sahibinin gazetecilere olan bakış açısıydı.

Bırakın gazeteciliğimi, ömrü hayatımda bu kadar aşağılandığımı hatırlamıyorum. Böyle davranmak ve söylemekle yanlış bir şey yapmadığına inandığını zannettiğim şahısla uğraşmak niyetinde değilim. Zaten şahıslar değil, kurum ve kavramlar üzerine söz söylüyor, kalem oynatıyoruz. Fakat bu olaydan yola çıkarak örnekleme yöntemiyle, İstanbul’da çok önem verdiğimiz, gelecekte de çok önemli bir konuma geleceklerine inandığımız sivil toplum kuruluşlarımızı kimlerin yönettiği hakkında çok çarpıcı bir sonuca ulaştığımızı düşünüyoruz. Biz de bundan böyle bu örnekten yola çıkarak kendimize bir politika belirleyeceğiz. Sözün sahibini de Allah’a havale ediyoruz. O bizimle uğraşsa bile biz onunla kolay kolay uğraşmayacağız. Çünkü eşref-mahlûk için en büyük cezanın yok saymak olduğuna inanıyoruz.


Etiketler : #Kalemini   #Çamura   #Batır   #(ma   #)   #mak......   #