24 Şubat 2026, Salı
03:39
Logo

Lobicilik

Artık etkin ve son uç alıcı organisasyoncığin yerini lobicilik aldı. Eskiden rüşvet, tehdit ve şantaj vardı, şimdi sosyal ilişki canavarları, profesyoneller var.
01.01.1970 02:00 39,420 OKUNMA
Lobicilik

Eskiden bir kurum ya da kişi bir işi yapmayı kafasına koydu mu bunu gerçekleştirmek için rüşvet, tehdit ve şantaj gibi gayrı ahlaki yollara başvururdu. Aslında bunun adı çetecilikti. Şimdi ise tehdit ve şantajın yerini diyalog, bilgilendirme, etkileme, ikna etme, inandırma ve yönlendirme gibi kavramlar almış durumda.

Geçenlerde ünlü futbolcu Maradona’nın bir demecine rastladım. Futbolu artık lobi faaliyetlerinin yönettiğinden yakınıyor.

Futbol hakemlerimizden biri, Türk Hakemlerine uluslararası müsabakalarda fazla görev verilmemesinin nedenlerini açıklarken ilginç bir tespitte bulunuyor: “Birçok eksiğimiz olabilir, ancak bunlar tamamlanabilir eksikler. Asıl eksiğimiz uluslararası arenada lobiciliğimiz yok.”

Yine geçtiğimiz yılın Ekim ayında Türkiye Voleybol Federasyonu Başkanı Erol Ünal Karabıyık, verilen mücadele ve alınan başarılı sonuçlardan sonra olimpiyatlara gidiş vizesi sayılan “wild card” ın Türkiye yerine İtalya’ya verilmesini şöyle özetliyor: “Tamamen bir lobi meselesi. Biz elimizden geleni yaptık ancak olmadı.”

Son günlerde şike yasasında değişiklikler yapabilmek için Kulüpler Birliğinin TBMM’de verdiği mücadele ve aldığı sonuç ise lobiciliğin artık nelere kadir olduğunu gözler önüne seriyor.

Ben de Türk futbol camiasının unutmaya çalıştığı, çünkü cevabını veremediği şu acı soruyu hatırlatmak istiyorum: Türkiye neden bugüne kadar Dünya Kupasına ev sahipliği için tarih bile alamadı?

Bu örnekler bir yalın gerçeği ortaya koyuyor: Futbolda emeğinizle ve alın terinizle elde ettiğiniz bir hakkın size teslim edilmesi için ayrıca lobi faaliyeti yapmalısınız. Bir nevi meşru müdafaa yapmalısınız.  Bu noktada lobicilik “hakkını koruma ve adalet arama faaliyetleri” olarak karşımıza çıkıyor. Aslında lobicilik yoluyla haksızlık yapmaya kalkışanlar yüzünden lobi faaliyetleri yapmak zorunlu hale gelmiştir.

Son zamanlarda dilimizden düşürmediğimiz “bir kulübün marka değerini korumak ve yükseltmek”  hedefine ulaşmanın yolu, tıkır tıkır işleyen lobi faaliyetlerinden geçiyor. Örneğin, bir kulübün gelecek vaad eden, kumaşı iyi bir genci takip etmesi, takıma katmak için mücadele vermesi, onu lobi faaliyetleri yürüterek ikna etmeye çalışması böyle bir çalışmadır. 2010 Yılında yaşanan Recep Niyaz vakası ortadadır. 15 Yaşında iken Denizlispor’da keşfedilen bu genç futbolcu için Galatasaray ve Fenerbahçe kıyasıya bir lobicilik yarışına girmiştir.

En sonunda galip gelen ve bu genci kulübüne kazandıran Fenerbahçe olmuştur. Böylece Fenerbahçe marka değerine yeni bir değer katmıştır. Türk futbolu lobi faaliyetleri sayesinde gerçekleşen başarılı transfer hikayeleriyle doludur. Ancak maalesef  lobi faaliyetlerinin kurbanı olmuş birçok genç futbolcumuz da vardır. Sırf rakip takıma gitmesin diye çeşitli lobi faaliyetleri yaparak genç bir futbolcuyu ayartan, kendi kulübüne transfer edip zaman içinde yok eden kulüplerimizi de hatırlıyorum.

Çoğunlukla lobi faaliyetleri yoluyla zirveye çıkan yanlış insanlardan ya da haklarımızın elimizden alındığından yakınıyoruz. Yanlış insanların meşru olmayan hedefler uğruna lobi yapmasını engellemenin yolu, daha fazla doğru insanın lobi yapmasıdır. Doğru insanlar, doğru hedefler için dürüst bir iletişim ağı kurduğunda, herkesi kendisine hayran bırakan yıldızlı başarılar mukadder olacaktır. Yanlış insanları zirveye taşıyan örnekler oldukça fazla. Ancak ben burada doğru insanı zirveye taşıyan bir lobi örneğini sizinle paylaşmak istiyorum:

Şimdi rahmetli olmuş Kastamonulu bir kardeşimiz önce Kastamonulular Dayanışma Derneği’ne giriyor. Derneğin başkanı onu çevresiyle  tanıştırıyor. Bir yandan da meslek örgütlerine kaydoluyor. İstanbul Tekstil Konfeksiyon İhracatçıları Birliği, İSO Meclisi, TOBB Sanayi Konseyi… Gürmen Grup adına yürüttüğü üyelikler sürekli hale geliyor. Kardeşimiz kısa sürede tipik bir “sosyal ilişki uzmanlığına dönüşüyor.

Spor dünyasına ilk adımını Türkiye Boks Federasyonu yönetim kurulu üyeliği ile atıyor. Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi üyeliği derken sıra futbola geliyor. Önce Türkiye Futbol Adamları Derneği’ne üye oluyor. Başkan Yıldırım Demirören’in ve Murat Aksu’nun çabalarıyla alelacele Beşiktaş Kulübü’ne üye yapılıyor. Sonra Beşiktaş kontenjanından federasyon delegesi atanıyor. Dönen müthiş kulisin arasından sıyrılıp 22 Temmuz 2004’teki genel kurulda yönetim kurulu üyesi seçiliyor ve yönetimde başkanvekili oluyor. 2007 sonuna kadar çalışmalarını sabırla sürdürüyor. Tüm bu süreçte, siyasi ilişkilerini de güçlendiriyor.

2007 sonunda TBMM, TFF’nin yapısıyla ilgili yasa değişikliğini yapınca Kulüpler Birliğinin ve kulüplerin desteğiyle başkanlığa kadar yükseliyor. Türk futboluna da çok güzel hizmetler veriyor.

Ve Türk futbolunun başsız kalmış bu hengameli günlerinde Hasan DO?AN kardeşimizi tüm futbol camiası rahmetle ve minnetle yad ediyor. Doğrusu onun gibi tuttuğunu koparan yeni bir sosyal ilişkiler uzmanı arıyor.
Lobiciliğin neden şart olduğunu bilmem anlatabildim mi?
Bu konudaki üçüncü yazımda sizinle, lobiciliğin nasıl yapıldığını ve nasıl yapılması gerektiğini paylaşacağım.

Türk lobisi   

İsveç’te yayınlanan Türkçe dergi ”Prizma” için Stockholm’de yaşayan yazarımız Demir Özlü ile yaptığım bir röportajda Özlü; ”İsveç’te Türk lobisi var mı?” sorusuna şu yanıtı vermişti:

”Hiç sanmıyorum. Çok iyi mevkilere gelmiş Türklerin olması lazım. Bir yanda da Türk hükümetinin yaptığı uygulamalar var. Aynı fikirde olamıyoruz ki onu savunalım. Bir şeyi savunmaya kalkıyoruz, arkadan savunamayacağımız ayıp denebilecek bir uygulama geliyor. Türkler bir kulüp bile kuramadılar burada. Bir kültür kulübü mesela; kadınlı erkekli, arada sürtüşmeler kavgalar, çekememezlikler olmadan kültürel toplantıların yapıldığı. Bir aralar ben, burada edebiyatla ilgilenen birkaç kişiyi bir kahvede Pazar günleri toplamaya çalıştım. En sonunda hepsi birbiriyle kavga etti ve gitti.”

HABERLER RÖPORTAJ
SIRADAKİ HABER

Karadenizliler İstanbul'da buluşuyor

HEMEN OKU

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR