logo

Yerel medya

Bülent ŞİRİN

Özellikle internet siteleri etrafında toplanan Trabzonspor taraftarı arkadaşlardan yerel medya hakkında eleştirel yazılar yazmam için yoğun ve ısrarlı bir talep geliyor. Ben de sıcak gündemin bazı önemli maddelerini şimdilik bir kenara bırakıp, bu konu hakkında yazmaya niyetlendim.İletişimin bu kadar geliştiği günümüzde yerel(lik) kavramı da belki yeniden yorumlanmalı. Artık yerel gazetelere internet vasıtasıyla dünyanın her yanından ulaşılabiliyor, benim gibi Trabzon dışında yaşayanlar Trabzon?daki yerel gazetelerde yazıyor, çiziyor. Esasında Trabzon ve Trabzonspor?un yoğun bir şekilde hissedildiği, yaşatıldığı yerler de bir bakıma Trabzon toprağı sayılmaz mı diye düşünmeden edemiyorum. Geçen akşam Şalpazarı?nın Geyikli Beldesi?nin İstanbul?da düzenlediği eğlence, folklor ve tanışma gecesinde yer yerinden oynadı. Horonun coşkusu İstanbul semalarını inletti. Ki, Kadırga?daki coşkudan hiç farkı yoktu. Bu ayrı bir başlık altında, başka bir zamanda değerlendirilebilir. Çok etraflı ve derin bir konu, şimdilik geçelim.Yerel medyayı genel anlamda eleştiren, küçümseyen hâttâ hakir gören arkadaşların gözden kaçırdıkları bazı noktalar var diye düşünüyorum.Birincisi, İstanbul kulüplerinin arkasında olduğu varsayılan ulusal medya çok daha beter bir durumdadır ve Trabzon medyasını vücuda getirenler uzayda ya da bir başka boyutta değil, yine bu ülkede yaşamaktadır. Sezonun ilk haftalarında G.Saray ve F.Bahçe kötü sonuçlar alırken son dakika haberleri birbirini kovalıyordu, Skibbe istifa etti, edecek? Kalli G.Saray için bilmem hangi maçı seyretmeye gitti, o halde bu iş tamamdır? Aragones basın toplantısı düzenleyecek, istifasını açıklaması bekleniyor, Lucescu geldi, geliyor? Vs. vs? O hengâme içinde gazetenin birinde ?hadi kardeşim istifa ediyorsan et, işimiz gücümüz var? gibi bir ifade görsem hiç de şaşırmazdım.İkincisi, Trabzon medyası homojen, yekpâre bir olgu değildir. Başka gazeteleri bilmem, ben Günebakış?ta yazmaya başlayacağım zaman ?gazetenin kırmızı çizgileri var mı?? diye sormuş ve olmadığı cevabını almıştım. Gerçekten de yaklaşık iki senedir yazıyorum, ne Ali Öztürk?ten ne de Adnan Sungur?dan herhangi bir ?rica? söz konusu olmadı. Bir kere yazımı gönderdikten sonra Adnan bey aradı, yazımda yanlış bilgiden kaynaklanan yanlış bir yorum bulunduğunu söyledi ve ?düzeltelim mi?? diye sordu. İstanbul?un koca koca gazetelerinde de yazar-çizer ahbaplarım var ve gazetelerinde bu nezaketten eser bulunmadığını söylüyorlar. Kiminin yazı gününü ya da sayfasını kendisine haber bile vermeden değiştiriyorlar, kiminin yazısını yine haber vermeden hiç yayınlamıyorlar. Sansürün de bini bir para tabiî. Çok çarpıcı örnekler verebilirim ama gerek yok, yer ve zaman kısıtlı.Üçüncüsü ve belki de en önemlisi, yerel medya olmazsa olmaz bir unsurdur. Her zaman söylediğim gibi Avrupa?nın o büyük kulüplerinin başarılarının ardında şehirlerinde güçlü yerel medyaların bulunmasının büyük etkisi vardır. Trabzon da Türkiye ölçeğinde güçlü yerel medyaya sahip iki-üç şehirden biridir. Bu iki tespite binaen, yani yerel medyanın olmazsa olmazlığı ve Trabzon?dakinin güçlü varlığı, onu yok saymak alternatifinin bulunmadığını gösterir. Elbette beğenmiyor, onaylamıyorsak acımasızca eleştirebiliriz. Ama düzeltmek için. Yok etmek ya da yok saymak için değil. İyi kötü Trabzonspor?u yazıyor bizim medya. Ulusal olanı Üsküdar?dan bu yana geçmeye çok da meraklı değil, kusura bakmayın. Her fırsatta büyüklük tahtını altımızdan çekip almaya yeltenmiyorlar mı?Dördüncüsü, birinci maddeyle de bağlantılı olarak, Trabzonspor bir şehir takımı da olsa, yerel medya idari ve teknik yönetime kayıtsız şartsız topyekûn destek vermez, vermemelidir. Böyle bir şey medyanın fıtratına aykırıdır. Aman moraller bozulmasın diye her şartta takımı desteklemek medyanın değil, taraftarın işidir. (Ki o bile tartışılır) Medya asıl muhalefet olma görevini yapmazsa eleştirilmelidir. Eğer bu muhalefette bir takım art niyetlerin rol oynadığını düşünüyorsak, bunu da ihtar ve protestolarımızla düzeltme yoluna gitmemiz gerekiyor. Dediğim gibi yerel medyayı yok saymakla, etkisini düşürmeye çalışmakla sahil-i selamete varamayız. Belki şimdi bunu göremeyiz ama bazı şeylerin değeri ancak yokluğunda anlaşılır ve işin acı tarafı, artık dizini dövmekten başka yapacak bir şey de kalmaz. Bu ?bir şeyin değerinin yokluğunda anlaşılması? meselesi bu yaşıma kadar epeyce başıma geldi. Özellikle genç arkadaşlar lûtfen bunu akıllarının bir köşesinde bulundursunlar, benim (ve sanırım pek çok kişinin) yaşadığı pişmanlıkları yaşamasınlar. Şimdilik son olarak, ?neden yerel medyada yazan bazı kişileri isim vererek eleştirmediğim? konusuna değinmek isterim. Evvelemirde kişiye hitaben, kişiye özel yazı yazmak benim tarzım değil. Ancak çok gerekli görürsem ve yine genel bir konuya bağlanıyor, etki ediyorsa usulet ve suhuletle bir şeyler karalamaya çalışırım. Ha, polemik tatlıdır, heyecanlıdır. Raitingi de yüksektir, insanı bir anda popüler yapar. Fakat benim meramım o değildir. Öyle olsa belki şimdi çok daha tanınan bir yazar olurdum. Fakat bunun ne bir şahsa ne de Trabzonspor?a bir faydası dokunmazdı. Sonra kişiye hitaben yazmak, konuşmak meselenin özünden uzaklaşmak için mükemmel (!) bir yöntem. Trabzonspor?un uçurumun kenarına doğru doludizgin gittiği o karanlık yıllarda nasıl olduysa büyük kanallardan birinde Trabzonspor konulu bir açık oturum düzenlenmişti ve konuklar arasında rahmetli Mehmet Tan ve dönemin yöneticisi Hikmet Onur da vardı. Mehmet Tan iki üç kez, konuşmaya başladıktan birkaç cümle sonra birden parmağını muhatabına doğru uzatarak, ?Siz! Hikmet bey, falan zaman böyle böyle bir yanlış yaptınız!? diye çıkıştı. Tabiî cevap hakkının kutsiyetinden dolayı kamera ve mikrofonlar Hikmet Onur?a döndü, ?Kim? Ne zaman dedim? Ne dedim?? falan filan? Ortada ne Trabzonspor kaldı ne de tartışma? O zamanlar zaten güç bela elimize geçen o fırsat da heba olup gitti.Konunun hassasiyetinden dolayı yazıyı kısa tutamadım, kusura bakmayın. Sanırım meramım anlaşılmıştır. Anlaşılmayan noktalar varsa bir başka yazıda yine eğilmeye çalışırız.

Facebook

Paylaş

Twitter

Paylaş

Google +

Paylaş

Whatsapp

Paylaş
Top