Uyan Trabzonlu, Aşağılanıyorsun!..

Bülent ŞİRİN

07-06-2013 00:00


Bir Fenerbahçe-Trabzonspor maçı daha geldi geçti ama benim umurumda değil. Aslında oynanmaması gereken bir maçtı bu ve o yüzden dikkate almaya gerek yok. Galibiyetle başımız göğe ermeyecek, temel sorun(lar) çözülmeyecek, mağlubiyet halinde de yerin dibine girmeyeceğiz. O temel sorun(lar) çözülmedikçe de aynı fasit daire etrafında dönüp duracağız. Bu döngü beni artık canımdan bezdirdi. “Hangi döngü?” mü dediniz? Pekâlâ: 

 
35 yıldır Trabzonspor taraftarı olarak Türk ve Dünya futbolunu takip ediyorum. Öncesini görmedim, ancak bu 35 sene zarfında Trabzonspor sürekli itildi kakıldı, üvey evlat muamelesi gördü, defalarca ve göz göre göre şampiyonlukları elinden alındı. Hâttâ bir seferinde bizzat devlet polisiyle, askeriyle karşısına dikilerek “sen şampiyon olamazsın” dedi. Camia da en büyük travmayı o zaman yaşadı. İntiharlar oldu, Trabzon(spor) savruldukça savruldu.
2004-2005’te aynı senaryo bir kez daha yaşandı. Camianın gösterdiği en büyük tepki, şehir merkezinde düzenlenen yürüyüştü. 
 
Bakın sevgili Trabzon(spor)lular, böyle olmuyor. Bir şey değişmiyor. Sistemin sahipleri bizim iki bağırıp çağırıp sonra dağıldığımızı gördükçe bildiklerini okumaya devam ediyorlar. Şu satırları yazdığım dakikalarda çoğumuz televizyon karşısına geçmiş, beğendiğimiz konuşmacıları alkışlayıp, beğenmediklerimize sövüp sayarak rahatlıyoruz. Yarın biz dahil herkes işine gücüne gidecek, herkesin yaptığı yanına kâr kalacak. Allah aşkına bir kere düşündük mü, televizyonda söylenenleri dinlemenin bize ne faydası oluyor diye? Enerjimizi boşaltıyorlar, o kadar. 
 
Eğer artık bu haksızlıklara maruz kalmak istemiyorsak başka şeyler yapmalıyız. Bir kere, ne yapıp edip şu çoğunluk psikolojisinden kurtulmamız gerekiyor. Bu ülkede Trabzonlu azınlıktır, azınlık muamelesi görmektedir ama nasıl olduğunu bir türlü çözemediğim bir şekilde kendisini çoğunluk sanmaktadır. Azınlık muamelesi gördüğünde şaşırıp afallaması, bir sonrakinde yine aynı refleksleri göstermesi bundandır. 
 
Belki de bu yanılgı, bizim toplumda ayrımcılığın en ilkel haliyle algılanıyor olmasından ileri gelmektedir. Trabzonlular halihazırda İstanbul’lara gelip iş güç, mal mülk, yat kat sahibi olabiliyor. Bunu kimsenin lûtfuyla değil, kendi azmi ve becerisiyle başarıyor ama olsun, zararı yok. Biz alışığız zorluklara ne de olsa. Biz de ayrımcılığı yük taşıyan kölelerin sırtında şaklayan kırbaçlar olarak algıladığımız için, kendimize yapılan ayrımcılığı görmüyoruz, biraz bağırıp çağırıp rahatlıyoruz. 
 
Uzatmayalım, Trabzonlu artık uyanmalı ve konumunu gözden geçirmeli, bundan böyle ne yapması gerektiğini düşünüp uygulamaya koymalıdır. Dünya tarihinde azınlıklar ya da azınlık muamelesi görenlerin ne gibi mekanizmalar geliştirdiğini, bugün ne konumda olduklarını çok iyi gözlemlemeli ve ona göre tavır belirlemelidir. (Buradaki azınlık tanımını “öteki” olarak da okuyabilirsiniz)
 
Taraftar sayımız, yetişmiş insan gücümüz, paramız pulumuz onlardan az olabilir. Ancak şu ezbere söyleyip rahatlayarak aslında ne anlama geldiğini, nasıl gerçekleştirileceğini bir türlü düşünmediğimiz birlik beraberlik kavramı üzerine kafa yormamız gerekiyor. Kısmetse perşembe yazımızda bu konuya devam ederiz, şimdilik benim her fırsatta verdiğim örneği tekrarlayarak noktalayalım: Yakın tarihte hakim sistem bir siyasi akımı ağır bir dirsek darbesiyle yere serince, o siyasi akım kısa sürede başta medya olmak üzere gerekli ve yeterli donanımı temin ederek muhteşem bir geri dönüş yaptı ve ülkeye damgasını vurdu. Siyasi akımı beğenin beğenmeyin, fakat geri dönerken uyguladıkları yöntemleri herhalde herkes takdir edecektir. 
 
Kısmetse perşembe günü devam ederiz. 
Diğer Yazıları

  Çok Okunanlar1

  Anket

iyi olmuş
idar eder
kötü olmuş