logo

Karadenizliler! Basınınıza sahip çıkın!..

Bülent ŞİRİN

İstanbul?daki Karadenizli nüfusunun milyonları aştığı bilinen bir gerçektir. Bu milyonları aşan kitle, aynı zamanda dernek adı altında sayıları binlerle ifade edilen sivil toplum örgütleri de kurmuştur. Kurmuştur kurmasına da, genel anlamda amaçlarına paralel olarak faaliyetlerini sürdürenlerin sayısı ne kadardır, hayli tartışma götürür.Lafı getireceğimiz konu temcit pilavı olma yolunda hızla ilerliyor ama konunun önemini de kimse inkar edemez. Hemşehri dernekleri elbet siyaset dışında kalmalıdır, ancak amaçlara ulaşmak da siyasete dolaylı müdahil olmaktan, siyaset üzerinde baskı unsuru oluşturabilmekten geçer. Sivil toplum çalışmalarının ana esprisi de zaten budur.Teoride böyle. Pekâlâ Karadeniz pratiğinde durum nedir? Geçen hafta yazdığımız gibi öncekilerden farklı olmayan son seçimleri baz alırsak hiç de iç açıcı değildir. Gerek İstanbul?daki hemşehrileri, gerekse memleketleri için faydalı işler yapan dernek sayısı bütün derneklerin belki de yüzde onunu geçmez. Ne yazık ki derneklerimizin çoğunun oyun mekanı olmaktan öte bir işlevi yok. Bunun tek sebebi insanımızın oyuna olan düşkünlüğü değildir. Ülkemizde sivil toplum bilinci hiç gelişmemiştir. Binlerce yıllık süreçte şuuraltına yerleşen ?kutsal devlet? anlayışı, o kutsala karşı sesini fazla yükseltmeye engel teşkil etmekte, taleplerini ısrarla dile getirmek bir tür saygısızlık ve isyankârlık olarak algılanmaktadır. Buna bağlı olarak derneklerin ve üst yapıları olan federasyonların görevi, işlevi, önemi hakkında kimsenin doğru dürüst bilgi sahibi olduğu da yoktur.Bu dernek-federasyon konularına kısmet olursa bol bol gireceğiz. Dolayısıyla şimdilik ara verip onlarla son derece yakından ilişkili bir başka meseleye geçelim. Elinizdeki gazete tam 6 yıldır İstanbul?da da basılıp bayilerde dağıtılmaktadır. Milyonu aşan Karadenizli nüfusunun büyük çoğunluğunun da hemşehrilik olgusunu önemsediğini düşünürsek, bu gazetenin ne kadar satılıyor olması gerekir? Kuşkusuz herkesin farklı bir tahmini vardır ama halihazırdaki satış rakamının yeterli olmadığı kesinlikle bir gerçektir. Bildiğim kadarıyla Trabzon dışındaki hiçbir vilayetin İstanbul?da çıkan günlük bir gazetesi yoktur. Neden bu nimetin kıymeti bilinmemektedir? Halk arasında eski zamanlarda okuma yazma bilmeyen bir Yahudi esnafın kendi davasını savunan bir gazeteyi sürekli aldığı takdir duygularıyla anlatılır durulur halbuki. Tamam, ülkemizde okuma oranı çok düşük ama nihayetinde bu insanların önemli bir kısmı ulusal basın diye tabir ettiğimiz kurumların gazetelerini alıp okumuyorlar mı?Dediğimiz gibi bu da sivil toplum bilinciyle yakından ilişkili bir konudur. Basın, zengininden fakirine, yaşlısından gencine, cahilinden okumuşuna herkese bir gün lazım olabilir. Bu sigorta gibi bir şeydir. Haliniz keyfiniz yerindeyken cüz?i bir miktar teşkil eden sigorta bedelini yatırırsanız, başınıza bir şey geldiği takdirde sigortanın size ödeyeceği bedel derdinize deva olabilir. Sigortanız yoksa bir günde yapacak bir şeyiniz yoktur.?Memleket gazetesiyse bana ne? Neden sahip çıkacakmışım? Daha güçlü olmasının bana ne faydası olacak? Benimle ya da köyümle ilgili bir haber çıkarsa alır okurum? dersiniz, gün gelir hakkınızı savunacak, derdinizi anlatacak bir gazete ararsınız da ne kadar zengin ve güçlü olursanız olun, bir günde sesinizi duyuracak bir medya inşa edemezsiniz. Elin güçlü medyası topuyla tüfeğiyle gelir ve sizi silindir gibi ezer geçer. Trabzonspor?un başına gelenleri şöyle bir gözünüzün önüne getirin, ulusal medyanın her seferinde üstlendiği rolü düşünün, ne demek istediğimi daha iyi anlarsınız.

Facebook

Paylaş

Twitter

Paylaş

Google +

Paylaş

Whatsapp

Paylaş
Top