Fetret Devri bitti mi?

Bülent ŞİRİN

07-06-2013 00:00


Tarih –doğal olarak- sonradan yazılır. Biz bugün tarihte olup bitenleri okurken bir takım yanılgılara düşebiliriz. Mesela sanki olayların müsebbibi olan kişiler de sonraki gelişmeleri görüyormuş da gerekeni yapmıyorlarmış, ya da yapamıyorlarmış zannına kapılabiliriz. Hâlbuki tarihin akışı özellikle kırılma noktalarından sonra farklı yönlerde de gelişebilirdi, fakat bunu o anda görebilmek mümkün değildir.

Mesela şu dilimize doladığımız Fetret Devri. Osmanlı yıkılıp gidebilirdi ve yeniden Selçuklu sonrasında olduğu gibi beylikler dönemi benzeri bir süreç yaşanabilirdi. Yaşanmadı ve 500 küsur yıl sonra bizim lise tarih kitabımızda şu cümle yer aldı. “Bu da Osmanlı’nın ne kadar sağlam temeller üzerine kurulduğunu gösterir” Yıkılsaydı “sağlam temelleri vardı ama yıkıldı, nasıl olduğunu tarihçiler hâlâ çözmeye çalışıyorlar” der miydi kitaplarımız? Hayır, Osmanlı o kitaplarda birkaç paragrafla geçiştirilirdi, tıpkı Selçuklu gibi.

Girizgâhtan sonra sadede gelelim.

7 Haziran seçimleri sonrası başka bir mecrada “AK Parti için fetret devri mi, çöküşün başlangıcı mı?” başlıklı bir yazı yazmış ve bunu zamanın göstereceğini ifade etmiştik. (Yazıyı kaleme aldığımız zaman henüz yeni seçim kararı alınmış değildi, seçim yapılalı birkaç gün olmuştu.)

1 Kasım seçimlerinin sonucunu da AK Parti’ye yakın yazarlar “Fetret Devri’nin sonu” ilan ettiler. Ben yine yazının girizgâhına işaret ediyor ve “bu yargı için henüz erken” diyorum. Yanlış anlaşılmasın, birilerinin bir türlü ve her şeye rağmen bitmeyen üstten bakışla “hoop, efendi efendi kutlayın, abartmayın” demiyorum. Yine onların “Uzlaşın, uzlaşın, ülkenin uzlaşmaya ihtiyacı var. Gerilimi düşürün” mesajlarını da ciddiye almıyorum. Kimse de almamalı. Allah’ın günü bu kitleyi itin kulağına sokup çıkaracaksınız, “28 Şubat’ta az dayak yediler” gibi laflar edeceksiniz, seçimden galip çıktıklarında da “Tamam tamam, sakin olun, onlar yaramaz kardeşleriniz. Affedin, kardeş kardeş oynayın” O kadar da uzun boylu değil.

Toplumun katmanları arasında derin fay hatları bulunan bir ülkede zorlu bir seçim olmuş, tam dört partinin Meclis’e girdiği bir atmosferde bir parti oyların yarısını alarak tek başına iktidar hakkını elde etmiş, o parti daha seçim sonuçlarının üzerindeki imza kurumadan açıklama yapıyor, “Gözünüzü seveyim kimse endişe etmesin, biz herkesi kucaklayacağız, herkesi seveceğiz, sayacağız” Yani neredeyse “Sakın üzülmeyin, olur mu… Belli mi olur, belki bir sonraki seçimi siz kazanırsınız” diyecekler.

Kucaklanmak istemeyeni ne kadar zorlayacaksın? Bir, iki, üç, dört? Öteki tarafta sana kucağını açmış bekleyenler ne kadar tahammül eder bu duruma? AK Parti 7 Haziran’dan bir ders çıkaracaksa bunu da düşünsün ivedilik ve öncelikle. Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan olmasın. Şekilde görüldüğü gibi seçmeni kendisine ders vermekte diğer partilerden çok daha rasyonel ve acımasız davranıyor.

AK Parti’nin gagasını ve tırnaklarını söküp sökmediğini bilmiyoruz. (Bakınız: “AK Parti gagasını ve tırnaklarını sökmeli” başlıklı yazımız) 100 yaşındaki kartal sökmediği takdirde bile 10 yıl kadar daha yaşarmış çünkü. Sökmüşse 300-400 yaşına kadar… Kısmetse göreceğiz.

Yine de diyebileceğimiz şudur; 7 Haziran musibeti AK Parti için bin nasihatten hayırlı olmuştur. O seçimden tek başına iktidar olarak çıksalardı, kronikleşmeye başlayan hastalıklarının farkında olmayacak ve tedavi yöntemlerine başvurmayacaklardı.

Muhalefet için ayrı bir yazı kaleme alalım. Yoksa uzayacak.

Diğer Yazıları

  Çok Okunanlar1

  Anket

iyi olmuş
idar eder
kötü olmuş