Çernobil, kanser ve yöremiz

Abdullah UZUN

07-06-2013 00:00


Çernobil kazasının ardından 26 yıl geçti. Hala her yıl dönümünde konu gündeme taşınıyor. Bölgemizde her kanser vakıasının Çernobil ile bağlantısı tartışılıyor. İster istemez bu bölgede yaşayan vatandaşlarımız da tedirgin oluyor. Olmaya da devam edecek gibi...

O dönemlerde ben yirmi dört yaşındaydım. Pazar’da bulunan Çay Fabrikalarındaki çayların gömüldüğü, yakıldığı konuşuluyor ve tartışılıyordu. Bizler zaman içinde birçok tepkisel çıkışlar yaptıysak da bunun sonuçları açısından hiçbir ilerleme kaydedemedik. Etmek de mümkün değildi. O dönemlerde birçok yazar, yazılar kaleme aldı. Bu yazılar daha çok yöre halkının sinirlerinin yumuşatılması yönünde oldu.

Kaza ile bölge insanının üzerinde açılan olumsuz yaraların tedbir ve tedavisine yönelik hiçbir çalışma yapılmadı.

Şimdi Şöyle bir hatırlayalım neler olmuştu: O talihsiz tarih olan 26 Nisan 1986'da eski Sovyetler Birliği’ne bağlı Ukrayna'da bulunan Çernobil nükleer güç santralında meydana gelen kazada, reaktör kalbinin tümü, binanın büyük bir bölümü hasar görmüştü. Bunun sonucu olarak büyük miktarda radyoaktif materyal çevreye yayılmıştı. Bu durumdan en çok etkilenen ülkeler arasında bizim ülkemiz de var. Bölgeler arasında ise en fazla etki gören Karadeniz Bölgesi’dir. Nedeni ise Karadeniz Bölgesi’nde gözlenen kanser patlamasının Çernobil kazasına bağlanması ve Karadeniz Bölgesi’nde arttığı iddia edilen kanser vakalarıdır.

Sadece bu değildir elbette o yüzden nedenini radyasyon yağışının dışında kalan başka faktörlerde aramamız gerekir. Karadeniz bölgesinden de en çok etkilenen güzergâh Pazar’dan Hopa’ya kadar olan alandır. Bu bölgede çok çok yüksek oranlar tespit edilmiştir. Bütün Karadeniz bundan nasibini almış, ama bazı bölgelerde kirlilik çok üst seviyede tespit edilmiştir. Dolayısıyla bu bölgelerdeki insanlar sadece içtiği çaydan değil lahanadan, sütten, hamurundan suyundan sebzesinden meyvesine hatta yürürken çamurundan bile etkilenmiştir.

O dönemdeki hükümet sözcüsü “Yakılmayan 1 gram çay yoktur” dedi, fakat çaylar aradan 3 sene geçtikten sonra, yani 1989’da yakıldı. Dolayısıyla kafalarda ister istemez bazı soru işaretleri oluşmuştu. Hatta Çernobil faciasının ardından, hiçbir koruma önlemi alınmadan gömdürülen çayları, işçiler çuval çuval evlerine, kahvelere taşımış, eşe dosta dağıtmışlar. “Yapmayın, öleceksiniz” diyenlere de gülüp geçmişler. Bu da yetmemiş ardından 1980’li yıllarda o dönemde Sanayi Bakanlığı yapan merhum Cahit Aral radyasyonun Karadeniz topraklarını etkilemediğini öne sürerek "Bu Karadeniz'de değil bir, 17 tane Çernobil'i eritseniz, ancak radyasyon burada etkili olabilir denilebilir. İnsan vücudu radyasyonsuz yaşayamaz. Bunun azı faydalı, çoğu zararlıdır. Bir de çaydaki radyasyonun suya geçmemesi Allah'ın bir vergisi. Çok düşük oranda geçiyor" demişti. (Ahmet yüksel özemre) Konu ile ilgili bölgemizde birçok araştırma yapılmıştır. Örneğin Hopa’daki araştırmada;
Türkiye’de Çernobil ve etkilerine dair son zamanlardaki en kapsamlı araştırmayı, Türk Tabipleri Birliği (TTB) 2007’de yaptı. Buna göre;
* Hopa’da 1939 evde 7 bin 831 kişi ile görüşüldü.
* Son 3 yılda (2004-2007) meydana gelen ölümlerin yüzde 47,9’unun nedeni kanser olarak belirlendi.
* Uludağ Üniversitesi’nden Doç. Dr. Kayıhan Pala, Hopa’da yıllık kanser görülme sıklığının erkeklerde yüzbinde 149,5 kadınlarda yüzbinde 117,5 olarak ortaya çıktığını ifade etti. Bu oranın, dünyaya göre çok yüksek olduğu vurgulandı.
* Çernobil kazasının en önemli etkisi, tiroit kanserinin görülmesindeki artış olmuştur. Ayrıca radyoaktif kirliliğin olduğu riskli bölgede yaşayan kadınlarda da, meme kanserinin görülme sıklığı artıyor.
* Araştırmanın en önemli sonuçlarından biri, ‘Geçerli ve güvenilir bir kayıt-bildirim sisteminin Kurulmadığı’nın tespitiydi.(Mehveş EVİN-Milliyet 21.AĞUSTOS 2012) Son olarak şunu söylemek istiyorum. Bölgemizde meydana gelen ölümlerin birçoğu Kanser teşhisi ile olduğu görülüyor. Ölüm elbette Rabbimizin sebeplere dayandırarak tayin ettiği bir eceldir. Lakin beşer kendi hatalarının sonucu birçok ecelsiz kişilerin de ölümüne sebebiyet verdiğini unutmamamız gerekiyor. Allah’ın kâinata koyduğu Hukukullah kanunlarına riayet etmeyenlerin sonuçta eceli de erkene aldığını birçok din âliminden duyuyoruz. Elbette kaderde yazan bir gün öyle veya böyle tecelli edecektir. Bizler Allah’ın “uy” diyerek yapma dediklerini yaparsak, sonuçta musibeti de öne çekmiş oluruz. Genç yaşta kanser vakası ile ahrete yolcu ettiğimiz bir genç yakınımızın cenazesinde konuşulan Çernobil olayı böyle bir yazıyı yazmama sebebiyet verdi. Bu vesile ile ölene rahmet dilerken, hastane kapılarında, evlerinde ve bilumum bilemediğimiz herhangi bir mekânda bu acımasız hastalığa yakalanıp tedavi görmekte olan kardeşlerime de Şafi isminin yeryüzündeki tabiplerden şifalar vermesini diliyorum. 

Diğer Yazıları

  Çok Okunanlar1

  Anket

iyi olmuş
idar eder
kötü olmuş