Biz ne durumdayız?

Abdullah UZUN

07-06-2013 00:00


Hayatta her şeye hazırlıklı olmak gerekir. İnsanoğlu her saniye halden hale girer. Hücrelerimiz mütemadiyen yenilenerek bizi, bir önceki biz olmaktan çıkarır.
Sabah erkenden moralin yerinde kalkar, işin yolunu tutarsınız.
Karşınıza çıkacak olan bir arkadaşınızdan alacağınız haberle bir anda moraliniz en alt seviyeye iner.
Akşamı zor eder vaziyete gelirsiniz.
Yıllarca arkadaşlık yaptığınız bir yakın dostunuzun acı bir haberi sizi derinden yaralar.
Günlerce etkisinden kurtulamazsınız.
Ancak, zamanla alışır ve yine günlük hayatınıza dönersiniz.
Bunun böyle olması fıtraten bizim için de uygun olabilir.
Günlerce ağıt yakıp yaşamak zor gelir insana.
Aslında bu olayları aklımızdan silip atmak yerine ders almak için aklımızda ve gönlümüzde yaşatmalıyız.
Yıllardır gurbet ellerde yaşayan bir arkadaşımızı karşımızda görünce ne kadar değişime uğrasa da yine de hatırlarız.
Eski çocukluk hatıralarımızı yâd ederiz.
Bunca zaman hafızamıza kayıt edilen binlerce olaylar içinde geçmiş günleri hatırlamak önemli bir olaydır.
Silinmeyen hatıralar bizle beraber yaşayıp ölüyor. İnsan hafızasında bunca hatıraları kayıt eden Rabbim, İyi ve kötü hallerimizi hıfzedemez mi? Gençlik yıllarımızda işlemiş olduğumuz hayır hasenat ve şerler de aynı bunun gibi disketlenerek ahrette bize gösterilecektir.
İş yerlerinde kameralar kurulur.
O işyerinde meydana gelecek hırsızlıklar veya nahoş olaylar bir kişi tarafından sürekli kontrol edilir.
İzlenenin farkında olmadığı, bu yüzden rahatça her şeyi istediği gibi yapabildiği ortamda aslında sıkı bir takibin kendisini gözlediğinin farkında olamaz.
Daha sonra kamera kayıtları kendisine gösterildiğini yaptıklarından ya ?oh? der veya ?of? der ve kızarır.
İşte Kâinatta Kurulu kameralar ebedi âlemde bize gösterildiğinde aynı iki harfle ya utanacağız ya da sevineceğiz.
Öyle acılar yaşayıp olgunlaşıyoruz ki, anlatmak bile insana ıztırap veriyor.
Kolay mı? Yıllarca göğsünde uyutup ninni dediği yavrusunu toprağın bağrına koyup eve gelen annenin dertlerine hangi kelimeler çare olur?
El bebek gül bebek büyüttükten sonra vatan savunması için askere yolladığı can ciğerinin acı haberi ile dünyası alt üst olan anne ve babanın hislerine neyle ortak olunur?
İnsanın iyi ki ahret var diyesi geliyor. Hasreti ile yanıp tutuştuğu evladını dünyalık gözü ile göremeyen ana bir anda karşısında göreceği evladı karşısındaki hislerini nasıl anlatayım. Bunlar yaşanmadan dile getirilecek hadisler değildir.
Her gün nefsimizin isteklerine boyun eğerek ne kalpler kırıyoruz. Sonrasında tamir etmek için günlerce mesai harcıyoruz. Değer mi kıymetli okuyucularım?
Hergün aynı ilçede, semtte, sokakta, caddede ve apartmanda oturduğunuz insanlarla küs durmak kadar ıztırap dolu yaşamla günler geçer mi?
?Hatasız kul olmaz? derler. İnsanoğlu beşerdir. Her türlü olumlu veya olumsuz olayların içinde yaşayarak kendine çeki düzen vermeye çalışıyor.
Böyle bir cemiyette dört dörtlük insan profili bulunur mu?
O yüzden insanları olduğu gibi kabul etmeliyiz.
Kendimiz iyi ahlaklı olup, bir diğerine örnek olmalıyız.
Herkes kendindeki kusurları görüp tamir cihetine giderse cemiyet düzelir.
Günlük siyasi çekişmelere siz, bakıp aldanmayın. Onlar vitrinlere oynayarak cemiyetin psikolojisini bozmaya çalışıyorlar. Ruh hallerini tedavi etmek için psikologlar bile çare bulmakta güçlük çekiyorlar.
Siz aynı meclis çatısı altında farklı konuşanlara itibar etmeyin. Meclis koridorlarında kol kola gezip televizyon karşısına geçince atıp tutan bu çokbilmişlerin tuzağına düşüp arkadaş ve kardeşlerinizin kalplerini kırmayın. ,
Yıllardır hep aynı tantanayı, aynı filmi izliyoruz.
Biz değişmedikçe onlar değişmez.
Siyaset nefse hitap eder. O yüzden çok değerli bir âlimimiz şunu der. ?Siyasetin şerrinden Allah?a sığınırım?
Bu ne acayip bir durumdur. Siyasetin şerrinden Allaha sığınmak. O halde ben şunu anlıyorum. Siyasetin uhrevi faydaları yoktur. Dünyevi faydaları için bir birimizi kırıp ahretimizi berbat etmeyelim.
Önümüzde kazanıp veya kaybedeceğimiz büyük bir dava var. Bu dava Adem(a.s)?dan beri süre gelip devam ediyor. Nice Peygamberler bu kutsal davanın temsilciliğini yaparak beşeri irşat etmeye çalıştılar.
Kimse; ?ben bilmiyordum? deme lüksüne sahip değildir.
Kişi konuşurken az ve öz konuşmalıdır.
Fazla laf ebeliği kişileri gülünecek duruma düşürebilir.
En fazla konuşanlar en fazla hata yapanlardır.
Konuşurken ya hakikat konuş veya sus.
Bazen susmak bile binlerce kelimelerle verilecek cevaptır.
Ölen insan musalla taşına konduğunda hoca seslenir ?nasıl bilirdiniz?? diye.
Evet; işte çok önemli bir yolculukta çok sorumluluk arz eden bir soruya cevap vermek zorunda kalıyorsunuz.
Belki ağızdan ?iyi biliyoruz? deriz lakin iyiliğine gerçekten kalben şahitlik edebiliyorsak ne mutlu o yolcuya.
Yoksa insanın bu yolculuktan daha önemli bir yolculuğu mu var ki; dünyaya bu denli yapışıp kalıyoruz?
Dünyalık için haram, helal, hak, hakikat, doğru ve yanlış demeden saldırıyoruz.
Siz siz olun, az kalınan yerde, çok kalınacak yere hazırlık yapın.
Zaman geçmiş sayılmaz.
Herkesin yaşıyorsa mutlaka zamanı vardır.
Diğer Yazıları

  Çok Okunanlar1

  Anket

iyi olmuş
idar eder
kötü olmuş